Erkan Oğur
"Özgürlüğü kabullenmemiz lazım"
Chivi'nin müzik sayfalarını
ilk tertiplediğimiz dönemlerde de röportaj için aklımıza ilk gelen isim
Erkan Oğur olmuştu. Geçen sene bu günlerde O'nu Taksim'de Jazz Cafe'de
Bülent Ortaçgil'le yaptığı programdan önce yakalamış, hatta filme de almıştık.
Amacımız kendisini
bu kadar az ön plana çıkaran bir müzik adamını, bir anlamda mütevazılığıyla
özdeşleşmiş müziğini ve emprovizasyonlarını göstermekti sevenlerine. Aradan
bir yıl geçti, birçok konserleri ve yeni albümü "Anadolu Beşik"i de takip
ettikten sonra Belçikalı gitarist Philip Catherine'yle çalışmalar yaptığını
duyduk ve artık yeni bir söyleşi yapmanın vakti geldi diye düşündük.
En baştan başlayalım; müzikle ve
gitarla tanışmanızdan...
Müzikle de gitarla da tanışmam "ihtiyaçtan"
oldu. Doğal olarak bütün insanların içinde bulunduğuna inandığım bir ihtiyaç
bu. Sonra zaman içinde çeşitli enstrümanlar çaldım: keman, bağlama, cümbüş...
İlkokulda elimize tutuşturdukları mandolini bir türlü sevememiştim. Gitarla
ilişkim de bayağı daha geç başladı, yani lise yıllarında. Önce uzunca bir
süre klasik gitar öğrenimi aldım. Ama anladım ki ben klasik gitar çalamayacağım.
Sonra, yine bahsettiğim aynı doğal ihtiyaçtan, Türk müziğinin seslerine
doğru yöneldim. 1976'da da bu perdesiz gitarı yaptırıp, onun üzerinde çalışmaya
başladım.
Uzun zamandır sizinle galiba bu gitar.
Gördüğüm kadarıyla paramparça olmuş ve siz tekrar yapıştırmışsınız!
Evet, uzun bir beraberliğimiz var,
ayrılmadık hala. Perdesiz oluşu onun özelliği. Sonsuz sesler bulma imkanı
sunuyor.
Peki caz ve film müzikleri nasıl
girdi hayatınıza?
Halk müziği ile ilişkim, çocukluğuma
uzanan bir hikaye. Ama o müziğin içimde olduğunu çok sonradan farkettim.
Okulu terkedip müzikle yaşamaya başladığım zaman, amatör ile profesyonel
müzisyenlik arası bir hayat yaşıyordum. O sırada caza da merak sardım.
Ama film müzikleri tamamen tesadüf işi.
Şimdi de Belçikalı gitarist Philip
Catherine ile bir takım projeler yapıyorsunuz. Nasıl tanıştınız?
Philip Catherine, 80'lerin başında
İstanbul Festivali'nde çalmaya gelmişti. O sırada tanıştık. Çok sıcak biriydi,
sonradan evimize geldi, biraz çaldık, sohbet ettik ve arkadaş olduk. Sonradan
bir projemde çalmasını istedim, ve böylece müzik beraberliğimiz de başladı.
Siz kendinizi bir cazcı olarak görmüyorsunuz,
değil mi?
Hayır, ama caz müziğini içimde hissediyorum.
Caz benim için yüksek bir sanat formu. Aslında türlerde de çok fazla isimlendirme
yapmaktan kaçınıyorum. Örneğin halk müziği, sanat müziği gibi isimler vermektense
"Türk müziği" demek daha doğru geliyor bana. Caza gelince, bütün müzikler
içinde caz unsurları barındırır.
O halde Philip Catherine ile yapacaklarınızın
"caz ile Türk müziğinin karışımı" olarak adlandırılmasına da karşısınız...
Müzik piyasası bugün hemen her branşta
çıkmaza girdi. O yüzden böyle bir kategori oluşturuyor. Ama biz müzisyenler
türler arasında ayırım yapmamaya çalışıyoruz. Coğrafyalar, ülkeler sadece
başkalarının çekmek istediği kategoriler. Bu kategorilerin arasındaki ilişkiyi
müzikle ilgilenen herkesin kolayca kurabileceğine inanıyorum.
Kişisel çalışmalarınız, Türk müziğine
yeni bir soluk getirdi, bir şekilde yeni yollar açtı. Müziği değiştirdiğinizi
söylemek mümkün mü?
Aslında değişiklik yapmadım. Böyle
bir çabam da yok, ama üzerinde oynadığım enstrümanlardan sözediyorsanız,
o da aslında çocukça bir bir ihtiyaçtı. Onları kurcalamaktan, değiştirmekten
hoşlanıyorum. Bu vesileyle aranjmanlarda bir değişiklik yapmam söz konusu
olabilir. Ama Türk halk müziği olmuş bitmiş, en son ve en iyi şeklini almış
bir kategoridir. Bizim yapabileceğimiz şey ona yaklaşmaya ve onu anlamaya
çalışmak.
Ufukta yeni projeler var mı?
Evet, Djivan Gasparyan'la bir düet
hazırlığı içindeyiz.
Günümüz müzikleriyle aranız nasıl?
Avangard, minimalist, elektronik, drum&bass dinliyor musunuz?
Türler arası ayırım yapmıyorum.
Müzik, kendini ifade etmek için kullanılan bir araç. İster müzikle, ister
başka şekillerde ifade edebilirsiniz kendinizi, illa müzik demeye de gerek
yok.
Müziğinizde yeni sesler, yeni ritimler
kullanmayı düşünürmüsünüz peki?
Tabii, böyle bir ihtiyaç hissedersem
neden olmasın? Müzik çok özgür bir alan. Bence insanın her şeyden önce
bu özgürlüğü kabullenmesi lazım.
|