‘MÜZİĞİM MUTLU BİR MÜZİKTİR!’ 
     Şarkılarıyla hayatımızın her anında özel bir yeri olan Bülent Ortaçgil, beş yıl aradan sonra "Gece Yalanları" isimli albümüyle karşımızda.
     
     Roportaji yapan:NAZAN ÖZCAN (Milliyet)
     
     KORKMADIK desek yalan. Ne de olsa müziğin "ağır ağabeyleri"nden Bülent Ortaçgil. ‘Ya konuşmazsa?’ diye biraz panikledik ama hem uzun uzun konuştuk hem de sonunda Bülent Ortaçgil’i güldürmeyi bile becerdik. Ortaçgil yeni albümü "Gece Yalanları"nda her zamanki grubundan Erkan Oğur, Gürol Ağırbaş, Baki Duyarlar ile birlikte yapmış kayıtlarını. Albümü taze taze ve canlı canlı dinlemek istiyorsanız 3 Ağustos’ta Harbiye Açıkhava’daki konseri kaçırmayın!
     
     Bir önceki albümüz "Light" ile karşılaştırma yaparsak daha içe dönük bir albüm olmuş bu.
     Söylediğin yanlış bir tespit değil. İnsanın kendi içiyle olan hesaplaşmaları, birtakım sözel dünya açığa çıkmış gibi görünüyor. Yani bu bir tarz meselesi. İnsanlar kendi içsel dünyalarında bununla bir paralellik kurarlarsa severler. 
     
     "Lightötan sonra ne değişti ki?
     "Light", adı üzerinde light işte. Orada Ortaçgil’in genel tavrının belki birazcık dışında, hafif tarafını gösteren birkaç tane şarkı vardı. Burada öyle şarkılara pek rastlanmıyor. Değişen bir şey yok ama.
     
     Tam eskiden olduğu gibi bir "Ortaçgil şarkıları albümü" olmuş diyebilir miyiz?
     Albüm sözel yapı, müzik, çalınış ve kayıt olarak bizim onayımızı almış durumda. Ama popüler alışkanlıkların dışında bir albüm. Umarım dinleyenler de memnun olurlar. Her yaptığım albümde olduğu gibi içinde ilk dinleyişte ‘Amma güzelmiş,’ diyebileceğiniz bir şarkı bulamayacaksınız. Ama kitabın son sayfası bittikten sonra iyi bir kitap okuduğunuzu anlayacaksınız.
     
     "Gece Yalanları", "Bir Tek Sen Yalanı", "Rastlantı Yalanı"... Yalanlar üzerine mi albüm?
     Birazcık. Bu albümün küçük esprisi de o. "Gece Yalanları" son derece ciddi bir şarkı ve genellikle kendimize söylediğimiz yalanlarla ilgili. "Raslantı Yalanı" ise eski sevgiliye rastlandığında söylenen şeylerle... Bir de "Bir Tek Sen Yalanı" var. Ama o yalanlar ince, hafif, beyaz yalanlar. Hepimizin her an yaptığı şeyler. Onları hafiften ti’ye alıyor şarkılar. Öyle bir konu başlığı üzerine çalıştım. Çünkü bu beni rahatlatacaktı sözel açıdan. 10 tane yalan şarkısı yazamadım açıkçası. Kısıtlı sayıda ama o espri benim için albümün ana teması ve o şarkıları yazmama neden olan ana fikir, yalandı.
     
     O küçük yalanlar sizi çok rahatsız ettiği için mi yoksa herkesin ağzından çıktığı için mi yazıldı?
     İkisi birden. Ben de söyledim, herkes de söylüyor, onları düşündüm. Biraz onun farkında olduğumuzu ilan etmek için yapıldı.
     
     "Bir Tek Sen Yalanı"nda çok hoş bir söz var: "Hemcinslerim kırmışlar sizi, çok afedersiniz," diyorsunuz ki bu kolay kolay bir kadının bir erkekten duyabileceği bir şey değil. "Oh be," dedirtiyor. 
     Demek ki siz çok tuhaf heriflerle beraber olmuşsunuz! (Gülüyor) 
     
     Keşke buna itiraz edebilseydim!
     Kadın erkek ilişkilerinin hareket noktalarını bilen insanlar bunu itiraf ediyorlar. Büyük bir şey değil bu.
     
     Ama siz "Çok afedersiniz" derken bu da mı yalan diye düşünüyor insan...
     İşin sırrı o! Yalanın öyle bir gizi var. Bir af dileniyor. Benim amacım orada oyun oynamak tabii ki. 
     
     O şarkının mizah tonu da çok yüksek. Şarkıda "Ortaçgil’i dinler misiniz?" gibi espriler var. 
     Gençler arasında birbirinin ilgisini çekmek, kur yapmak ya da birbirlerini cazip göstermek için referans noktaları var. O referans noktalarının bazen benim şarkılarım olduğunu biliyorum. Bir sürü insan "Ben senin şarkılarınla kız tavlıyorum," bile dedi (Gene gülüyor işte). Ben de bunu bildiğim için o referansın farkında olduğumu anlattım. 
     
     Hoşunuza gidiyor mu?
     Hoşuma gidiyor tabii ki canım. Sevimli bir şey. Ama hep düşünmüşümdür; bir kadınla bir erkek yan yana geldiği zaman, birbirinin ilgisini çekmek için hep oyuncuklar oynuyor. Bu dünya bu beyaz yalanların dünyası zaten. Bir ortaklık kuruluyor, herkes bunun farkında. Bu da bir yalan, bir sırdır. Gene herkes bilir ama böyle de devam eder. Fakat böyle bir aura olmazsa da bir ilişki başlamaz. İnsanlar hep birbirlerine, kendilerini renkli kuşlar gibi göstermek isterler ama aslında belki de kapkaradırlar. 
     
     Internet’teki "ekşi sözlüköte sizin için büyük ozan diyorlar, siz ne dersiniz?
     Onlar popüler müzikte ozana rastlayamıyorlar da ondan. Popüler müzikte şarkı yapıcılar arasında toplasan beş tane isim var. Beş tane adamın arasında bana da paye veriyor olabilirler, o güzel bir şey. Adam şair ya da ozan deyip işin içinden çıkmasınlar, Türkiye’de acayip ozanlar var. 
     
     Bir de "Kuş tüyü yastık gibi bu adam, müziği de..." deniyor.
     (Gülüyor) Eğer o kadar rahatlatıyorsam, ne güzel. Ama ben rahatlatmak için yazmıyorum o şarkıları. Telaş taşımama, yumuşak bir ifade kullanma ve uzlaşmayı isteme benim özelliklerim arasındadır. Yumuşak bir ifade kullandığım doğru. Çünkü ben öyleyim. Ama bunu hep söylüyorum, benim şarkılarımla dinlendiğini sananlar, sesimin onları rahatlattığını söyleyenler biraz o tekste baksınlar. O tekst herkesi rahatlatsın diye yazılmadı. Kullandığım sözel dünya bir karşıtlığı ifade eder. Yumuşaktır ama çok az kabullenmişliği var. Ben insanlarla bir iç diyalog kurma şansına sahip insanlardanım. Benim şarkılarımla kimse dans etmez, tepinmez. Şarkılarımı dinledikten sonra kendilerine özel bir şeyler görürler ve böyle bir diyalog kurarım insanlarla.
     
     Evet bazen can sıkacak kadar doğru tespitlerin yanında gene de dinlerken huzur duyuyor insan.
     Müziğimin genellikle karmaşık bir kafa yapısından çıktığı doğrudur. Ama mutlu bir müziktir. Çünkü ben mutlu bir insanım. Müzikle uğraştığım, dünyayı başka türlü bir gözle seyredebildiğim ve açlık çekmediğim için kendimi mutlu hissediyorum. 
     
     Sizin kronolojinize baktığımızda "Anlamsız" ‘71’de, "Benimle Oynar mısın?" ‘74’te yayınlanıyor ve ‘87’ye kadar başka albüm yok. Haddinden fazla ara verilmiş gibi. 
     Ara değildi. Çünkü o süre içinde de bir şeyler yaptım, sadece bunları yayınlamadım. Profesyonel müzisyen olmak aklımdan hiç geçmedi. Ben müziğimi satarak yaşam kurmayı hiç düşünmedim. Kimya mühendisi oldum. Müziği hep böyle gizli kapaklı bir yerde tutmak işime geldi açıkçası. 
     
     Çünkü?
     Dış etkilerden hiçbirimiz bağımsız değiliz. Türkiye de böyle bir müziği dinleyip satın almaya hiç hazır değildi. O nedenle, profesyonel müzisyen olsaydım ben kendimi piyasanın koşullarına göre değiştirmek zorunda kalacaktım. Müziğimi değiştirmek zorunda kalmaktan korktum. İyi eğitim almış bir adam olduğum için de o şansımı kullandım. Hayatta birtakım şanslar sonucu bir şeyler oluyor. "Benimle Oynar mısın?"ın kayıt edilmesi bile bir şanstı. Eğer Ali Kocatepe bu şarkıları kayıt edelim demeseydi ben şarkıları yapıp geçip gidecek ve kesin ruh hastası olacaktım.
     
     Mühendislik yapmaktan mı?
     Biraz da şarkılarımı duyuramadığım için, kimsenin umurunda olmadığı için. Bir de insanı yeni şarkılar yapmaya iten, şarkıların üçüncü şahıslar tarafından gördüğü tepkidir. Ona göre ya yaparsınız ya da yapmazsınız. 
     
     Nasıl bir karar bu? 13 yıl çalıştıktan sonra mühendislikte de bayağı ilerlemiş olmalısınız, hayatınızı birden değiştiriyorsunuz. 
     Öyle bir yere geldim ki, ya bu işi devam ettirip bilmem ne müdürü olacağım ya da vazgeçeceğim müzikle uğraşacağım. 
     
     Bir anda sıfır noktasına indiriyorsunuz yani.
     Öyle oldu. Birazcık da hayatımda aşağı yukarı her şeyin değiştiği bir döneme geliyor. Karar verirken Türkiye’de artık bir şeylerin değiştiğinin, insanların bu tarz müziğe ilgi gösterdiğinin farkındaydım. Çok körlemesine girmedim ama bir Don Kişot tarafı var tabii. 
     
     Yılınızın yarısını İstanbul’da yarısını Marmaris’te geçiriyorsunuz. Hayat nasıl orada?
     İkiye bölünmüş gibi yıl ama giderek Marmaris tarafı daha uzun olmaya başladı. ‘87’den beri böyle. Biraz saklanabilmek, biraz da kış aylarında yaşadığım şehir karmaşasından kurtulmak için. Biz Marmaris’in biraz dışında bir köyde kalıyoruz. Köy hayatı çok farklı. Kendi içinde hiç tahmin edilmeyecek zorluklar taşımasına rağmen bana huzurlu geliyor. İleriye dönük kurgumuz ise tamamen orada yaşamayı becerebilmek.
     
     Orada mı daha çok yazılıyor şarkılar?
     Son yıllarda daha çok oraya denk geliyor. Kışın burada tantana ile geçirip orada kitap okuyorum, bazen hiçbir şey yapmıyorum. 15 - 20 gün hiçbir şey yapmayınca başka bir boyuta geçiyorsun. 
     
     Öyle bir "ağır abi" durumunuz var ki insana bu adam barlarda nasıl şarkı söylüyor dedirtiyor. 
     Başlarda zordu. Grupla birlikte çalınca o kadar yüksek ses çıkarıyoruz ki susmak zorunda kalıyorlar. Barlarda genellikle olan şudur: İnsanlar bir iki kadeh içip sohbet etmeye gelirler. Sohbet ederken de arka taraftan onları rahatsız etmeyecek bir müzik beklentisi içindedirler. Ama benim şarkılarım bir fon şarkısı değil. O nedenle başta hep problem çıkardı aramızda. Sonunda hem onlar bana alıştılar hem de beni tanımayan yerlerde çalmamaya başladım. 
     
     Dinleyicilere karşı faşizanca bir tutum değil mi bu?
     Evet ama ben orada fonda kalmayı reddediyorum, onlar da bara gelmişler. Sonunda hep haftanın kör günlerinde, mesela çarşambaları çalmayı tercih ettik. Özellikle dinlemek isteyenler gelsin diye. n 
     
     Gece Yalanları / Bülent Ortaçgil / Ada Müzik
     

Kaynak: Milliyet 07/05/03
 

                                                                                                                 Anasayfa